Şimdi yeni bir furya başladı.
Ateşkesle başlayan yorum furyası. Masa başında ve bir kaç süslü söz hazırlayıp edebiyat yapma furyası. Kim bu furyada olanlar, isimlerini sayamayız elbette.
Fakat şunu iyi biliyorum ki bu süreçte gerek istihbarat yorumları ve gerek siyasi yorumlar çok can sıkıcı.
Okuyanlarımız bilir 30. haziran 2010 tarihinde yazarport.com sitesinde bir yazı yazmıştım. Bu yazımızda Diyarbakırdaki STK’ların çatışmalarla ilgili açıklamalarına değinmiştik.
“Kürt halkının gerçek temsilcileri meydana çıktı” demiştik.
Bu kürt temsilcilerinin önemine vurgu yaparak şöyle seslenmiştik. Devamını Oku
“SABAH” erken kalkan bir gazeteci “Kürt sorunu” adı verilen bu sorun için “80 yıllık sorun” dedi, aynen malum fikirdaşları gibi.
“TARAF”ı belli olan bir kilise gazetecisi de aynı sorun için “1000 yıllık” dedi.
Ülke yönetiminde bulunan önemli bir şahsiyet de, Kürt açılımı ile ilgili muhalefet tarafından yapılan eleştirilerine cevaben; “Ne yani, Kürtlerin 80 yıllık en temel haklarını vermeyelim mi, anadillerini konuşmasınlar mı!” demişti.
“1000 yıllık sorun” söylemini pek ciddiye almaya gerek yok, ağzı olan herkes bu konuda konuşuyor çünkü. Ancak şu “80 yıllık” ifadesini şöyle bir ele alıp, biraz açmak, biraz perdeyi aralamak, tam olarak asıl niyeti ortaya koymak gerekiyor. Devamını Oku
Neredeyse tamamımızın maalesef ki “Kürt Sorunu” olarak adlandırmasına rağmen, sorun’un gerçek adı; “PKK ve PKK’lı Kürtlerden kaynaklı sorun”dur ve çözümü hiç de kolay değildir.
Neden değildir? Çünkü sorunun çözümü, sadece Öcalan ve bugüne kadar çoğunlukta olmalarına rağmen taşın altına elini bir türlü sokmayan/sokamayan, sürekli sessiz ve beklemede kalan, amiyane tabirle zurnanın çıkarttığı o son sesi bekleyen “PKK’lı olmayan Kürtler”dedir.
Öcalan derse ki; “Artık bu işten vazgeçmeliyiz. Artık kan akmasın. Dağdakiler gelip teslim olsunlar. Kana bulaşanlar cezalarını çeker, diğerleri de yeni bir hayata başlarlar. Ben önemli değilim, şartlarım biraz düzeltilirse ömrümün geri kalanını burada sürdürürüm. Devlet de bu konuda daha hoş görülü olursa barış süreci hızlanır”, işte o zaman terör tam olarak bitmese de son derece minimize olur. Devamını Oku
Yaklaşık 25 yıldır maalesef ki kanlı bir sorun ile karşı karşıyayız. Ülkenin en büyük sorunu olarak değerlendirilen bu sorun, çeşitli çevrelerce “terör sorunu”, “Güneydoğu sorunu”, “PKK sorunu”, “Yıkıcı-Bölücü terör örgütü sorunu” gibi adlar ile anıldı zaman içerisinde. Son 8-10 yıllık dönemde ise, neredeyse her kesimce, devletin ilgili kurumları da dahil, artık tamamen “KÜRT SORUNU” olarak adlandırıldı/adlandırılıyor bu sorun. Sorunun adının gerçekte ne olduğunun tartışılmasına gerek dahi duyulmuyor artık, ama bilgili-bilgisiz, ilgili-ilgisiz herkes, sadece bir “ÇÖZÜM” arayışından bahsediyor, ahkâm kesip duruyor. Teşhissiz tedavi etmeye çalışmak gibi bir durum var ortada.
Adı, niye “Kürt sorunu”?
Örgütün ve destekleyicilerinin baştan beri dillendirerek yerleştirmek istediği de bu değil miydi zaten? Sorun’un daha önce konulan adlarının tümüne karşı geldiler, sorunu “Kürt sorunu” olarak dayattılar direttiler ve sindire sindire kazandılar. Devamını Oku
Son Siirt olayları, daha önceki Mardin, Ş.Urfa, Diyarbakır, vs. vs. olayları, küçük yaştaki kız ve erkek çocuklara tecavüz.
Töre cinayetleri… Kan davaları… Kap-kaç ve hırsızlık çetelerine ucuz ve bol eleman… Uyuşturucu madde kaçakçılığı… Silah kaçakçılığı… Büyükbaş hayvan kaçakçılığı… İnsan kaçakçılığı… Organ mafyası… Başlık parası… Berdel uygulaması… Çok eşlilik, kuma… Ağalık sistemi… Feodal yapı… Aşiretçilik… Aşiretler arası çatışmalar… Hızlı ve yoğun nüfus artışı… İşsizlik… Eğitim eksikliği…
Cehalet, cehalet, cehalet…
Tüm bunlar, bölgenin yıllardır süregelen sorunları. Devamını Oku