Geçen yazımızda, vesayetin hem terim anlamı hem uygulaması üzerinde durup, bunu sadece hakim iktidar gücü ile sınırlamamak gerektiğini ifade etmiştik.
Ben, bu konuyu daha da farklı bir alana çekerek, konuya başka bir anlam katmaya çalışmak istiyorum. Çünkü vesayet konusu öyle sulandırıldı ki vatandaşın aklı bilgi çöplüğüne dönmüştür.
Evet, vesayet bir platformda tartışılırken hayretler içerisinde televizyonda dinlemiştim/izlemiştim. Herkes bir vesayet tartışmasına girmiş ve otomotiğe bağlamış. Rahatsızlıklarının, kuyruk acılarının olduğu yerlere vesayet suçlaması ile eleştirilerini peşpeşe sıralıyorlardı. Bu aydınlarımızın çevrelerine baktığımızda ise, vesayet üreticisi bir çevreye sahip olduklarına şahit olduk.
Bu, “silaha hayır” kampanyası yapan silah tüccarının haline benzer. Devamını Oku
Yıllardır itirazlar olmasına rağmen, Abant platformunda gündeme gelince herkesin diline dolanmaya başladı.
Neydi bu?
Vesayet.
Ülkemin insanları bu vesayet kavramını tasavvur ederken ne anlama geldiğini tam olarak bilmediğine şahit oluyoruz.
Evvela buna bir açıklama getirmemizde fayda görüyorum.
Peki bu vesayet nedir? Lügatte “emir, vasiyet, tenbih, tavsiye” anlamlarına gelir.
Pratikte, “Reşid olmama, akıl maluliyeti, mahkumiyet ehliyeti olmayan kişilerin idaresi ve onların temsil edecek birisinin atanması” anlamına gelmektedir. Devamını Oku
Aslında, ülkemizde hiçte alışık olmadığımız gelişmeler yaşıyoruz. İnsanlara zorla dayatılmayan bir referandum seçimi var. Kişisel olarak bu gelişmelere bünyem alışık değil. Ama güzel gelişmeler.
12 Eylül’de sandık başına gidenler, çok rahat evet/hayır tercihinde bulunarak, baskı altında kalmadan oy’unu kullanacaklar.
Bu süreçte yaşanan referandum çalışmaları heyecan verici.
Her gün takip ettiğimiz mitinglerin sonunda ‘kim kime ne dedi’ basitleşmesinin örneklerini yaşıyoruz.
Bunlar yaşanırken, yine de “bir parti hariç” diğer tüm partilerin halkı sandık başına gitmeye teşvik etmelerini takdirle karşılıyorum. Devamını Oku
Hiç şüphesiz, son günlerin gündemi olan yeni Anayasa ve referandum çok tartışılmaya başlandı.
12 Eylül’de, 12 Eylül Anayasası’nın 26 maddesinin değişimi için halkımız, kendisini sıkan, baskı altında tutan bir anayasa değişimine katkıda bulunmak için sandık başına gidecek.
Ne yazık ki Türkiye’nin ihtiyacı olan yepyeni bir anayasayı yapma şansı var iken iş ciddiye bindiğinde ipler koptu. Bir anda siyasi menfaatler ve varlığını bu Anayasaya bağlayan kesimler ortaya çıkmaya başladı.
Manzaraya baktım ki şaşırmadım desem yalan olur. 12 Eylül Anayasası’na karşıyım diyenlerin, 12 Eylül Referandumun’a da karşı olduğunu görünce Kenan Paşa’ya “sen neymişsin be paşa” demekten kendimi alamadım. Devamını Oku
Aslında tüm beşeri ilahlıkların temelinde ideolojik ilahlık yatar. Bir ideoloji etrafında toplanan fikirler sonunda bazı kavramları ve kişileri ilahlaştırırlar. Bu ilahlaştırmaların tarihi arka planı mutlaka vardır.
Biz burada genel bir ideolojik ilahlık kavramı yerine, daha yerel bir bir çerçevede kendi halimizi değerlendirmemizde fayda olacağına inanıyorum.
Bir önceki yazımızda Devletlerin halkları üzerindeki ilahlığının kötü sonuçlarına değinmiştik. Demiştik ki “devletler halkını özünden koparıp yeniden şekillendirme ilahlığına giderse doğuracağı olan yeni yapı hiçbir zaman istediği gibi bir yapı olmayacaktır.” Bu bizde de aynı sonucu doğurmuştur.
Sözü fazla uzatmaya gerek yok. Gelmek istediğim konu Kürtler ve Zazalar üzerindeki tahakkümün etkisiyle yaratılan PKK’dır. Cumhuriyet rejimi Kürt ve Zaza halkını öyle asimilasyona tabi tuttu ki, öyle bir güne gelip çattı ki, kendi bile yarattığını tanıyamaz hale geldi. Kendi devlet terörü içerisinden öyle bir terör örgütü doğdu ki kendi otuz yıldır hala anlamış değildir. Bu yetiştirdiği terör örgütü kendi ideolojik ilahlığını ilan etti. Devamını Oku
Bu başlık, bu konu, kitaplara konu olacak kadar geniş bir konudur. Geçmişte ve gelecekte de insanları aldatan ve zulüm eden bir ilahlık türüdür.
Hani Hz. Musa Firavuna, “benim Rabbim hem diriltir hem öldürür” derken firavun, buna karşılık iki mahkumu getirir, birinin boynunu vurdurur diğerini affeder. “Rabbin bunu yapıyorsa, ben de yapıyorum, aramızda fark yok” der.
Bu geçmişten küçük bir dini kıssa.
Bugün durum farklı işliyor. İlahlık iddiasında bulunan sakallı ve sarıklı insanlar değil. Tam tersi çok modern giyimli dünyayı arkasına almış ve bir damla kanı için on varil kan döken insanlar vardır. Devamını Oku