Tarih boyunca insanlar belli amaçlar uğruna savaşlar yaparak, sonraki nesiller için de savaşa sebep olabilecek bahaneler bırakmışlardır.
Türkiye’nin doğusunda çıkan isyanlarda buna birer örnektir.
Cumhuriyetin kuruluşundan bu güne, düşünce özgürlüğü ve kültürel özgürlüğün ancak bedeli ödendikten sonra tartışmaya açıldığına dikkat çekmek gerek.
Bölge insanlarına daha yaşanılır bir dünya bırakma mücadelesi de denilebilecek özgürlük mücadelesinin ne tür bir mücadele olduğu, hangi aşamalardan geçtiği, dinsel ve sosyal, belki de en basiti hümanist bir çerçeveden bakıldığında akılların ne kadar karışacağı sanırım bilinen bir mevzuudur. Devamını Oku
Sevgili okurlar.
Öncelikle yazımızda bu konuya Osman BAYDEMİR’in ve daha sonra Abdullah ÖCALAN’ın avukatları aracılığı ile dile getirdiği “Demokratik Özerklik” tezine daha farklı ve kapsamlı bir yaklaşım ile “TEO DEMOKRATİK VE KÜLTÜREL ÖZERKLİK” fikrinin Türkiyedeki mozaiğe uygunluğunun doğruluğunu düşünmekteyim.
“Demokratik Özerklik” düşüncesi, bölgesel ırkçılığı daha da tetiklediği/tetikleyeceği kanaatini taşıyorum.
Halkın genel fikirleri üzerinde bir çözüm yolu üretmeye kalkarsak, amacız daha da iyi anlaşılır.
Yıllardır hep bunu duyduk. Kime sorarsanız sorun “bu ülkede en çok bizler ezildik” derler.
Arkadaşlar, bu ülkede ezilmeyen var mı? Bu ülkede aynı anda “hem kör, hem sağır, hem dilsiz” olanlar bile ezildi. Devamını Oku
Şimdi yeni bir furya başladı.
Ateşkesle başlayan yorum furyası. Masa başında ve bir kaç süslü söz hazırlayıp edebiyat yapma furyası. Kim bu furyada olanlar, isimlerini sayamayız elbette.
Fakat şunu iyi biliyorum ki bu süreçte gerek istihbarat yorumları ve gerek siyasi yorumlar çok can sıkıcı.
Okuyanlarımız bilir 30. haziran 2010 tarihinde yazarport.com sitesinde bir yazı yazmıştım. Bu yazımızda Diyarbakırdaki STK’ların çatışmalarla ilgili açıklamalarına değinmiştik.
“Kürt halkının gerçek temsilcileri meydana çıktı” demiştik.
Bu kürt temsilcilerinin önemine vurgu yaparak şöyle seslenmiştik. Devamını Oku
Küçük bir hikayecikle başlayalım.
Anadolunun kuş uçmaz kervan geçmez köyüne imam aranıyor. Fakat o köye hiç bir imam gitmez.
Muhtar, çareyi kör bir imamda bulur. Yeterki Camii imamsız kalmasın. Muhtar kör imamla köye gider ve imama düzen kurmaya çalışır.
Camii ile lojman arasına bir ip gerer, Hoca’da yardıma ihtiyaç duymadan Camii ile lojman arasında gidip gelir. Fakat lojman komşusu dul Fatma bu durumdan faydalanmak istemektedir. Sabah namazına giden Hocaya dul Fatma tuzak kurmuştur. Lojmanda gelen ipin ucunu evinin kapısına bağlar. Hoca durumdan habersiz dul Fatmanın evine girer. Ve devamı…………….. Devamını Oku
Mahalle, şehrin tam ortasında olması nedeniyle, hemen hemen herkesin gözü olan albenili bir mahalle, adı; “Ortadoğu Mahallesi”.
Mahallenin en gözde en köklü ve temeli en sağlam apartmanı ise; “Anadolu Apartmanı”.
Bu apartmanda yaşayan, maddi durumları, kültür düzeyleri ve dünya görüşleri birbirinden farklı aileler, zaman zaman aralarında küçük ve halledilebilir bazı sorunlar yaşansa da, apartmanın inşa edildiği ilk günden bu yana, genellikle huzur ve mutluluk içerisinde yaşamlarını sürdürmüşler.
Hatta, birbirlerinden kız alıp “akraba”, kurdukları ticari işbirlikleriyle de “ortak” olmuşlar.
Derken, ailelerden biri, bir apartman toplantısında, “temizlik, güvenlik, elektrik, yakıt, çevre güzelleştirme gibi apartmanın genel masraflarına katılmak istemediğini, bu itibarla herhangi bir aidat da ödemeyeceğini, her türden ihtiyacını bundan böyle kendisinin gidereceğini” belirterek, sadece kendisinin kullanacağı ayrı bir apartman giriş kapısının yapılmasını da talep etmiş. Devamını Oku
Bundan 10 yıl önce…
Herhangi bir mitingde, gösteride Öcalan posteri, PKK bayrağı açılamaz, Öcalan ve PKK yanlısı sloganlar atılamazdı.
Gazete ve televizyonlar, nadiren rastlanan bu görüntüleri yuvarlak içine alarak on’larca kez gösterir, zumlar, “Yeşil-Kırmızı-sarı renklerden oluşan bayrak açtılar” diyerek, önemli bir haber yakalamışçasına bu sahneleri yayınlarlardı.
Bizler hepimiz; “Bayrak açtılar”, “Apo dediler” diye günlerce konuşur, tartışırdık.
Ne kadar hissedilse de, düşünülse de “Sayın Öcalan”, “Kürdistan” gibi ifadeler asla kolay kolay denilemezdi.
Kürtçü olarak bilinen birkaç yazar-çizer haricinde öyle çok da adam yoktu yazılı ve görsel basın camiasında.
PKK, büyük çoğunluk tarafından terör örgütü olarak kabul edilir, öyle algılanırdı. Devamını Oku